Kategori: Kurumsal

Fırsat Maliyeti: Her “Evet”in faturasını gerçekten ödüyor musunuz?

Diyelim ki elinizde 100 TL var ve bunu bir yıl süreyle vadeli mevduata yatırdınız. Yıl sonunda %40 faizle 140 TL’niz oldu. Kâr ettiğinizi düşünürsünüz, değil mi? Peki aynı dönemde aynı 100 TL’yi bir şirkete yatırmış olsaydınız ve %80 getiri elde etseydiniz — o zaman mevduattaki 40 TL kazancınız aslında 40 TL’lik bir kayıp demektir. Banka size para ödedi ama siz en iyi alternatifi kaçırdınız. İşte bu fark, ekonomistlerin
Fırsat Maliyeti (Opportunity Cost) dediği kavramın özüdür.

Fırsat maliyeti, bir kararı verirken vazgeçtiğiniz en iyi alternatifin değeridir. Bankanın size hesap ekstresinde gösterdiği rakam değil; o rakamın gölgesinde kalan ve hiçbir zaman faturanıza yansımayan sessiz kayıp.

Devamı …

GROW Modeli: Dünyanın En Etkili Koçluk Aracı Neden Türkiye’de Tutunamıyor?

Bir düşünce deneyi yapalım istedim; Ekibinizdeki en yetenekli çalışanınız size geliyor. Elinde bir sorun var — büyük değil, ama kafasını karıştıran türden. Gözlerinde de “ne yapmalıyım?” sorusu var, hem de cevabı zaten bir yerlerde bildiğinin farkında olmayan o tanıdık tereddüt.

Siz olsanız ne yaparsınız? Çoğumuz aynı şeyi yaparız: Cevabı veririz. Hızlıca, güvenle, deneyimden süzülmüş bir özet halinde. “Şunu yap, şöyle ilerle, ben de bu durumu yaşadım, sonuç şuydu.” Toplantı biter, herkes memnun ayrılır.

Ama o çalışan bir şey öğrendi mi? Düşündü mü? Bir dahaki benzer sorunda yine kapınıza gelecek mi?

İşte tam burada, 1980’lerin sonunda İngiliz iş koçu Sir John Whitmore’un geliştirdiği GROW Modeli devreye giriyor. Ve işte tam burada da, Türk kurumsal kültürüyle ilk çatışma başlıyor.
Devamı …

Şirketlerin Sessiz Katili: “Context Switching” ve Geri Alınamaz Gizli Maliyeti

Elinizde sihirli bir değnek olsaydı ve şirketinizin verimliliğini tek bir hamleyle %40 oranında artırabilseydiniz, bunu yapar mıydınız? Çoğu yönetici bu soruya tartışmasız “Evet” derken yeni yazılımlar, daha hızlı bilgisayarlar veya daha uzun çalışma saatleri hayal eder. Oysa çözüm, cebimizdeki en kıymetli sermayeyi nasıl harcadığımızda gizli, oda: Odak

Bugün, modern ofislerin ve uzaktan çalışma kültürünün en sinsi düşmanını, yani “Context Switching” (Bağlam Değiştirme) gerçeğine bakacağız beraber

Devamı …

Onaysız Hareket Edemeyen Bir Ekip: Liderlik mi, Yoksa Görünmez Bir Pranga mı?

“Eğer ekibiniz sizin onayınız olmadan hareket edemiyorsa, liderlik etmiyorsunuz. Güçlü liderler kendi kendine düşünen ekipler oluşturur” yazan bir görsele denk geldim. Harika ekiplerle çalışıp, harika sonuçlar ürettiğimiz kendi çalışma ve yöneticlilk hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçiverdi biran.

Örneklemem gerekirse; bir an için kendinizi devasa bir orkestranın şefi olarak hayal edin. Her müzisyen enstrümanına hakim, her nota kağıtta yazılı. Ancak şöyle de bir sorun var: Kemancı yayı her kaydırdığında, davulcu bageti her vurduğunda gözlerinizin içine bakıp “Şimdi mi?” diye onay bekliyor. Bu senfoni kulağa nasıl gelirdi? Muhtemelen ritmi bozuk, ruhu çekilmiş ve her an durmaya mahkum bir gürültü yığını gibi.

Ya da, bir an için kendinizi son teknolojiyle donatılmış, devasa bir üretim tesisinin Genel Müdürü olarak hayal edin (hayali bile güzel). Her makine kalibre edilmiş, her operatör eğitimli, kağıt üzerinde herşey harika. Ancak tuhaf bir durum var: Montaj hattındaki her işçi, bir vidayı sıkmadan veya bir paleti almadan, kaydırmadan önce durup sizin gözünüzün içine bakıyor ve “Sıkayım mı?” diye onay bekliyor. Bu hat ne kadar verimli çalışabilir ki? Muhtemelen toplam ekipman etkinliği (OEE) yerlerde sürünen, her saniyesi maliyet yazan bir kaos merkezi haline gelirdi. Devamı …

Yalın Düşünce: Değer Yaratmanın ve İsrafı Azaltmanın Stratejik Yol Haritası

Günümüz iş dünyasında rekabetin giderek arttığı ortamda, şirketlerin sürdürülebilir başarıyı yakalayabilmesi için süreçlerini ve metodolojilerini sürekli olarak gözden geçirmeleri gerekmekte. Yalın Düşünce (Lean Thinking), bu rekabetçi ortamda hem müşteri odaklı değeri maksimize etmek hem de israfı minimuma indirmek amacıyla geliştirilmiş güçlü bir yönetim felsefesidir. İlk olarak Toyota Üretim Sistemi kapsamında kökenleri bulunan bu yaklaşım, zamanla tüm sektörlere yayılmış ve bugün hizmet, finans, yazılım geliştirme gibi alanlarda dahi benimsenecek kadar evrenselleşmiştir.

Devamı …

Ölü At Teorisi: Kurumsal Körlükten Çıkışın Anahtarı

“Ölü At Teorisi” (Dead Horse Theory), kökeni tam olarak bilinemese de, yaygın olarak Amerikan Kızılderili atasözüne dayandırılarak türetilmiş bir metafordur.

Basitçe:

“Eğer bindiğin at öldüyse, in ve yürümeye başla.”

Ancak bu iş dünyasında genellikle şu şekilde evrilir:

“Eğer at öldüyse, yeni bir eyer al, daha iyi yem ver, danışman çağır, yeniden yapılandır,
ancak asla ama asla attan inme…”

Bu ifade, organizasyonlarda artık fayda sağlamayan süreçlerin, stratejilerin ya da ekiplerin ısrarla sürdürüldüğünü; değişimin ise sıkça konuşulmasına rağmen, gerçekte ertelendiğini sembolize eder.
Devamı …

Köpekbalığı Teorisi

İki tür stres vardır: yapıcı stres (Eustress: cesaretlendirici ve teşvik edici stres türü) ve yıkıcı stres (Distress: fizyolojik ve psikolojik olarak zarar verici stres türü). Yapıcı stres gereklidir; bizi canlı ve dinç tutar. Yıkıcı stres ise psikolojik ve fizyolojik etkileri negatif olan strestir.

Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat, Japonya sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır. Balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek için, daha büyük tekneler yaptırıp daha uzaklara açılabilmişlerdir. Balık için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur. Dönüş bir iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır. Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir. Bu problemi çözebilmek için, balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurmuşlardır. Böylece, istedikleri kadar uzağa gidip tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdir. Ancak, Japon halkı taze ile donmuş balık arasındaki lezzet farkını hissedebilmekte ve donmuş olanlara fazla para ödemek istememektedirler. Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırmışlardır. Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklar; hatta birbirlerine çarpa çarpa biraz aptallaşacaklar; ama yine de canlı kalabileceklerdir. Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıkların da lezzet farkını anlayabilmektedirler. Hareketsiz ve uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri ve hareketli taze balığa göre lezzeti yine etkilenmiştir.

Balıkçılar nasıl olacak da Japonya’ya taze ve lezzetli balığı getirebileceklerdir?

Devamı …

Top