Kategori: liderlik

GROW Modeli: Dünyanın En Etkili Koçluk Aracı Neden Türkiye’de Tutunamıyor?

Bir düşünce deneyi yapalım istedim; Ekibinizdeki en yetenekli çalışanınız size geliyor. Elinde bir sorun var — büyük değil, ama kafasını karıştıran türden. Gözlerinde de “ne yapmalıyım?” sorusu var, hem de cevabı zaten bir yerlerde bildiğinin farkında olmayan o tanıdık tereddüt.

Siz olsanız ne yaparsınız? Çoğumuz aynı şeyi yaparız: Cevabı veririz. Hızlıca, güvenle, deneyimden süzülmüş bir özet halinde. “Şunu yap, şöyle ilerle, ben de bu durumu yaşadım, sonuç şuydu.” Toplantı biter, herkes memnun ayrılır.

Ama o çalışan bir şey öğrendi mi? Düşündü mü? Bir dahaki benzer sorunda yine kapınıza gelecek mi?

İşte tam burada, 1980’lerin sonunda İngiliz iş koçu Sir John Whitmore’un geliştirdiği GROW Modeli devreye giriyor. Ve işte tam burada da, Türk kurumsal kültürüyle ilk çatışma başlıyor.
Devamı …

Şirketlerin Sessiz Katili: “Context Switching” ve Geri Alınamaz Gizli Maliyeti

Elinizde sihirli bir değnek olsaydı ve şirketinizin verimliliğini tek bir hamleyle %40 oranında artırabilseydiniz, bunu yapar mıydınız? Çoğu yönetici bu soruya tartışmasız “Evet” derken yeni yazılımlar, daha hızlı bilgisayarlar veya daha uzun çalışma saatleri hayal eder. Oysa çözüm, cebimizdeki en kıymetli sermayeyi nasıl harcadığımızda gizli, oda: Odak

Bugün, modern ofislerin ve uzaktan çalışma kültürünün en sinsi düşmanını, yani “Context Switching” (Bağlam Değiştirme) gerçeğine bakacağız beraber

Devamı …

Onaysız Hareket Edemeyen Bir Ekip: Liderlik mi, Yoksa Görünmez Bir Pranga mı?

“Eğer ekibiniz sizin onayınız olmadan hareket edemiyorsa, liderlik etmiyorsunuz. Güçlü liderler kendi kendine düşünen ekipler oluşturur” yazan bir görsele denk geldim. Harika ekiplerle çalışıp, harika sonuçlar ürettiğimiz kendi çalışma ve yöneticlilk hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçiverdi biran.

Örneklemem gerekirse; bir an için kendinizi devasa bir orkestranın şefi olarak hayal edin. Her müzisyen enstrümanına hakim, her nota kağıtta yazılı. Ancak şöyle de bir sorun var: Kemancı yayı her kaydırdığında, davulcu bageti her vurduğunda gözlerinizin içine bakıp “Şimdi mi?” diye onay bekliyor. Bu senfoni kulağa nasıl gelirdi? Muhtemelen ritmi bozuk, ruhu çekilmiş ve her an durmaya mahkum bir gürültü yığını gibi.

Ya da, bir an için kendinizi son teknolojiyle donatılmış, devasa bir üretim tesisinin Genel Müdürü olarak hayal edin (hayali bile güzel). Her makine kalibre edilmiş, her operatör eğitimli, kağıt üzerinde herşey harika. Ancak tuhaf bir durum var: Montaj hattındaki her işçi, bir vidayı sıkmadan veya bir paleti almadan, kaydırmadan önce durup sizin gözünüzün içine bakıyor ve “Sıkayım mı?” diye onay bekliyor. Bu hat ne kadar verimli çalışabilir ki? Muhtemelen toplam ekipman etkinliği (OEE) yerlerde sürünen, her saniyesi maliyet yazan bir kaos merkezi haline gelirdi. Devamı …

Sessizliğin Maliyeti: Psikolojik Güven ve Hata Yapmanın Ödüllendirildiği Bir Kültür İnşa Etmek

Bir toplantı masasında oturduğunuzu hayal edin. Zihninizde, şirketin yeni projesindeki kritik bir açığı fark ettiniz. Ancak sustunuz. Neden? Çünkü “negatif kişi” olarak damgalanmaktan veya fikrinizin “aptalca” bulunmasından çekindiniz.

İşte bu sessizlik, organizasyonların içten içe çürümesine neden olan o görünmez zehirdir. Harvard profesörü Amy Edmondson‘ın literatüre kazandırdığı ve Google’ın devasa araştırmalarıyla kanıtladığı üzere; en yüksek performanslı ekiplerin ortak özelliği “en zeki” olmaları değil, kendilerini en “güvende” hissetmeleridir.

Devamı …

Piramidi Tersine Çevirmek: Yönetmek İçin Önce Hizmet Etmek

“Gerçek liderlik, başkalarının hayatlarını iyileştirme sorumluluğunu üstlenmektir; kendi hayatınızı kolaylaştırmak değil.”

Geleneksel yönetim şemalarına baktığınızda ne görürsünüz? En tepede tek bir isim, altında kademelerce yayılan bir hiyerarşi ve en altta “işi yapanlar”. Bu yapı, Sanayi Devrimi’nden miras kalan, askeri disiplini iş dünyasına uyarlayan bir modeldir. Ancak bugün, bilginin hızla aktığı ve yaratıcılığın paradan daha değerli olduğu bir çağda, bu piramit artık kendi ağırlığı altında eziliyor.

Peki, bu piramidi tersine çevirsek ne olur? En tepedeki koltuk bir “emir merkezi” değil de bir “destek platformu” haline gelse?

Devamı …

Demokles’in Kılıcı: Gücün ve Sorumluluğun İnce Çizgisi

Antik Yunan mitolojisi, günümüze kadar ulaşan sayısız hikaye ve öğretiyle doludur. Bu hikayelerden biri, gücün ve zenginliğin getirdiği sorumlulukları ve tehlikeleri gözler önüne seren Demokles’in Kılıcı hikayesidir. MÖ 4. yüzyılda Cicero tarafından anlatılan bu hikaye, günümüzde bile geçerliliğini koruyan önemli dersler içerir.

Demokles’in Hikayesi

Siraküza’da yaşayan Demokles, kral Dionysius’un sarayında hizmet eden bir saray mensubudur. Dionysius’un büyük gücü ve zenginliği karşısında sürekli hayranlık duyan ve onun ne kadar şanslı olduğunu düşünen Demokles, bu düşüncelerini sıkça dile getirir. Bir gün kral Dionysius, Demokles’e bu gücü ve zenginliği bizzat deneyimleme fırsatı sunar. Ona, bir günlüğüne kral olma teklifinde bulunur.

Demokles, bu teklifi heyecanla kabul eder ve kralın tahtına oturur. Muhteşem ziyafetler, gösterişli kıyafetler ve lüks içerisinde bir gün geçirmeye başlar. Ancak, kısa bir süre sonra tam yukarısında ince bir at kılına bağlı, keskin bir kılıcın asılı olduğunu fark eder. Kılıç her an düşüp onu öldürebilir. Bu durum karşısında dehşete kapılan Demokles, krallığın aslında büyük bir tehlike ve stresle dolu olduğunu anlar. Günün sonunda, kral Dionysius’un yaşadığı sorumluluk ve tehlikeleri çok daha iyi kavramış olarak tahtı bırakır. Devamı …

Top